medya Nedir





İlgili Yazılar

01 | Reklam

Sponsorlu Bağlantılar

medya sözcüğünün karşılığı
“medya” sözcüğü; ingilizce’deki “medium” sözcüğünün çoğulu olup, ülkemizdeki yazılı ve görsel yayınların çoğalmasıyla son birkaç yıldır dilimize medya (aslı, the media’dır) olarak yerleşen ve kökeni lâtince olan bir sözcüktür ve dört karşılığı bulunmaktadır. [6]
1. bilgi vermek ve sanatta kendini açıkça ifade etmek için kullanılan yöntem.
2. canlı veya cansız varlıkların yaşamlarını sürdürmeleri için gerekli ortam.
3. ölü ruhlar ile iletişim kurduğunu iddia eden insan, dilimizdeki medyum.
4. (derece) orta.
bu karşılıklardan üçü bizle ilgili değil. ancak, birinci tanıma dikkat etmenizi istiyorum: “bilgi vermek ve kendini sanatta açıkça ifade etmek için kullanılan yöntemdir” deniyor.
medya sözcüğünün bendeki karşılığı ise; “eğlence ve magazini, üstün teknik ve görsel öğelerle sunan kitle iletişim araçları”dır. medya dendiğinde, belleğimde canlanan tanım, bu oluyor.
konuyla ilgili, 25 kişi arasında küçük bir anket yaptım ve onlara “medya sözcüğünün sizdeki karşılığı nedir?” diye sordum.
sözyitimi hastalığının toplumdaki boyutlarını ölçebilmek amacıyla, verilen yanıtları aynen aktarmayı uygun görüyorum. aldığım yanıtlardan birkaçına gelin birlikte göz atalım:
bir endüstri meslek lisesi müdürü – eğitimci, “tarihte var olduklarını iddia eden ve bugün sözde bir devlet kurmak için bir araya gelmiş, internet dahil tüm kitle iletişim araçlarına medya denir” demiş.
bir türkçe öğretmeni ise, “pazarlamak istediği ürünü kendi seçen, kaliteden öte getirisini düşünen bir camia” olarak tanımlamış, medya sözcüğünü.
bir öğrenci, “toplumu yorumlamayı sağlayan bir iletişim ortamı” olarak değerlendirmiş.
bir dergi editörü, “medya deyince aklıma; zıvanadan çıkmış paparazzi manyaklıkları, çarpıtılmış haberler, popüleştirirken yozlaştırılmış insan duyguları geliyor” demiş.
genç şairlerimizden biri, “pek öyle olmasa da, kitle iletişim araçları” tanımını kullanmış, medya sözcüğü için.
“medya, top yekün sözlü, yazılı ve görsel basındır” tanımını yapan bir tiyatro oyuncusu; “büyük iletişim ve yayın organlarının tümü. iletişim ortamı, iletişim araçları, kitle iletişim araçlarının tümü” karşılığını veren ise, tdk sözlüğüne bakan bir yazar.
yine yazarlarımızdan biri, “medya; her türlü sözlü, yazılı, görsel materyalin kullanıldığı iletişim kanallarından biridir. her ne kadar özgürlüğünden bahsedilse de, maalesef medya ülkemizde özgür değildir, bir de magazinsel medya vardır ki, ciddiye alınması gereken medyanın önüne geçmiş durumdadır” tanımlamasını getirmiş.
bir şair de medya sözcüğünü, “toplu iletişim araçları karşısında, kamuoyunun yazılı ve görsel alanda gösterdiği duyarlılık ve tepkinin ifadesidir” şeklinde açıklamış.
şairlerimizden biri, “medya, toplumla ilişkili, teknolojik imkanlarla görsel, yazınsal ve duyusal olarak halka ulaşmaktır” derken; bir şiir sitesi editörü, “açık bir port bulduğunda ruhumuza bağlanarak onu ele geçirmeye çalışan, yazılı, sözlü ve elektronik ıvır zıvırdır” tanımını yapmış.
“yazılı ve görsel yayın yapan gerçek ve / veya tüzel kişilerin adıdır” tanımını yapan, bir dil bölümü öğrencisi; “yazılı, görsel ve işitsel basını kapsayan kavramın karşılığı” açıklamasını yapan ise bir çevirmen ve ingilizce öğretmeni.
bu sonuçların yanında, bir de türk dil kurumu sözlüğü’ndeki “medya” karşılığına bir bakalım: iki tanım verilmiş, biri; “büyük iletişim ve yayın organlarının bütününe verilen ad”, ikincisi; “iletişim ortamı, iletişim araçları, kitle iletişim araçlarının tümü.” [7]
benim için medya’nın, ““eğlence ve magazini, üstün teknik ve görsel öğelerle sunan kitle iletişim araçları” olduğunu söylemiştim.
bütün bu kavramların ne kadar karışık ve düzensiz olduğuna dikkat etmenizi istiyorum. her biri muğlak! verilen yanıtların hemen hepsinde, gözle görülür bir karmaşanın olduğu ve hatta bu sözcüğün anlamının farklı bir boyuta kaydığı açıkça ortada. verilen bu yanıtlar içerisinde öfke, kin, belirsizlik, çekince, korku ve güvensizlik öne çıkmış! oysa medya sözcüğünün, daha doğru ifadeyle, dilimize ve kültürümüze yerleşen medya sözcüğünün aslı, bunların hiçbirini içermiyor!
bu durumun; tanımlarda belirtilen, “sözlü ve yazılı iletişimde kullanılan terim ve kavramların tanımlarının tam olarak yapılamaması (dikkat buyurun!) veya kavramların bilinçli olarak makul tanımlamadan muaf tutulmaları nedeniyle ortaya çıkan kavram anarşisi” açıklamasına dayanarak, celbedilmiş toplumsal sözyitimi hastalığının bir belirtisi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
peki, bu noktaya nasıl gelindi? yoksa, her birimiz birer cts hastası mıyız?
bu sorulara yanıt aramadan önce, medya ile ilgili kısmı kapatalım ve son düşüncelerimizi de belirtelim.
medya’nın; artık türkiye’de karşılığının, magazin, televole, insan duygularını muazzam bir biçimde sömürebilen ve haber niteliği taşımayan ana haber bültenleri, gözetleme ve evlenme yarışmaları, güzellik yarışmaları, sosyete kavgaları ve haberleri, seks skandalları, şan, şöhret, ün ve para anlamına geldiği açıkça ortadadır. gazetelerin; bu durumu destekleyici ve tetikleyici biçimde ekler ve haberler vermeleri, radyo ve televizyonların; bu durumu arttıracak yönde yayın yapmaları, toplumun, sonuçları çok ciddi tehlikeler doğurabilecek bir yöne doğru ilerlediğinin açık ve seçik bir göstergesi olduğunu düşünüyorum.
yazarlarımızın; artık çözecek ve ilgilenecek sorunları olmadıklarından kaynaklandığını düşündüğüm, birbirleri ile atışmaları, birbirleri hakkında karalama kampanyaları ve olmadık haberler yapmaları ve bu yolla gündemde kalma yarışı içinde olduklarını görerek üzülüyorum.
türkiye gibi, tarihi ve önemsel konumu çok yüksek olan bir ülkenin “medya”sının; topluma yön veren, toplumu siyasi, tarihi, dini ve kültürel anlamda eğiten, bu anlamda yayın yapan ve insanlara değerler sunan bir yapıdan, - af edersiniz - koca bir koyun sürüsünün çobanlığını yürütme görevi üstlenen bir yapıya dönüşmesini kabul edemiyorum.
çoban ne yapar, bilirsiniz!..
hemen bu noktada; 2020’li yıllardan bugünün türkiye’sine bir bakış olan, schrödinger’in kedisi / 1. kitap kâbus’tan, medyayı da ilgilendiren bir bölümü aktarmak istiyorum, söyle diyor:
“… sayın yargıç, biz iddia ediyoruz ki, eski türkiye’de [8], başından sonuna kadar konuşulabilmiş ve karara bağlanmış tek bir konu yoktur!bütün konuşulanlar katılımcıların mekânı terk etmeleriyle beraber belleklerden silinmişlerdi. silinmeye mahkumdular, çünkü, tartışmalarda kullanılan formatların katılımcıların zihinlerinde karşılıkları yoktur! bütün yapabildiğimiz, ekolali aşamasındaki bebeklerde görüldüğü gibi, düzenli seslerin tekrar ve taklidinden ibarettir. ayrıca seslerin bir çoğu düzenli de değildir çünkü iki katılımcıdan biri ‘yabancı dil’ kullanmaktadır. (dikkat buyurun!)
bunu türklerin, konuşmanın nafile olduğuna karar verip, geri çekildikleri dönem izlemiştir. türkiyeli mağdurlar arası diyalog zorlaştıkça, konuşmanın nafile olduğu duygusu büsbütün yayılmış, giderek bütün bütün imkânsızlaşmış, her türlü diyalogun iptal olduğu, insanların evlerine kapandıkları aşamaya gelinmiştir. bu aşamada özel kanalların açık oturumlarda konuşturmak için parayla katılımcı toplamak zorunda kaldıkları hatırlardadır…” [9]
yeni bir bölüme geçmeden önce, oktay sinanoğlu’nun kitaplarında niçin sürekli tekrar ve vurgu yaptığını, şimdi çok daha iyi kavrıyor ve hak veriyorum. türkiye’nin, celbedilmiş toplumsal sözyitimi hastalığına kasıtlı itildiği düşüncesine hepten katılıyor; bu konuda medyanın ciddi payı olduğunu da eklemek istiyorum.
evet. bu paragrafların, bugünkü türkiye medyası’nı çok iyi anlattığını düşünüyor, gerisini siz okurun düşün denizine bırakarak, medya ile ilgili kısmı kapatıyorum.
iyi günler dilerim.


..:: Online Uyeler ::..

Bi soru sor